DELİLLERİN SUNULMASINDA YASAL SÜRE

DELİLLERİN SUNULMASINDA YASAL SÜRE

 

Bir davanın kazanılması için en önemli husus mahkemeye ibraz edilen delillerdir. Mahkemeye ibraz edilen deliller kadar delillerin kanunda belirtilen süre içinde ibraz edilmesi de hayati bir önem arz etmektedir. Yasal süre içinde sunulmayan deliller değerlendirilmeye alınmayacağından ciddi hak kayıplarına  yol açması da kaçınılmaz olacaktır. Bu tür hak kayıplarının olmaması için delillerin sunulması gereken yasal süreyi iyi bilmek gerekmektedir.

DİLEKÇELER TEATİSİNDE DELİLLERİN SUNULMASI

HMK m .119/1  f bendinde “ İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.” şeklinde delillerin ,dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar arasında olduğu hüküm altına alınmıştır. 119 uncu madde hükmü ,(Gerekçede atıf yapılan) 194 üncü maddenin ikinci fıkrası ile birlikte değerlendirildiğinde , kanun koyucunun ; davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü  her bir vakıanın delilini de somut olarak göstermesini amaçladığı ve bu çerçevede davacının , örneğin filan vakıayı , şu tarihli senetle ,filan vakıayı bilirkişi delili ile ;filan vakıayı ise tanıklarla ispat edeceğini ; yani delillerini açıkça göstermesini amaçladığı (istediği) anlaşılmaktadır[1].Aynı şekilde HMK m.129/1 e bendinde de “ Savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delille ispat edileceği.”  diye delillerin, cevap dilekçesinde bulunması gereken hususlar arasında olduğu belirtilmiştir. Dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar ve cevap dilekçesinde bulunması gereken hususlar bu şekilde  birbirine paralel düzenlenmiştir.

HMK m.121 “ Dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek , mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur”. Aynı zorunluluk HMK m.129/2 hükmünün 121. maddeye yaptığı yollama neticesinde davalı bakımından da mevcuttur.

Cevap dilekçesine karşılık davacı cevaba cevap ; cevaba cevap dilekçesine karşılık da davalı ikinci cevap dilekçesi verebilmektedir. HMK m136/2” Davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında , dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler , niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanır.” hükmüne göre  gerek cevaba cevap gerek ikinci cevap dilekçesinde bulunması gereken hususlar konusunda da dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümlere kıyas yapılabilecektir. Zira madde gerekçesinde de dava ve cevap dilekçesinde bulunması gereken hususlar , niteliğine uygun düştüğü ölçüde , cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesinde de uygulanacağı açıkça belirtilmiştir. Yani taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerinde  de  delillerini sunabileceklerdir.  Cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerinin verilmesiyle veya bunlara ilişkin sürelerin geçirilmesiyle , dilekçelerin verilmesi aşaması tamamlanır ve ön inceleme sürecine geçilir.

 

ÖN İNCELEME AŞAMASINDA DELİLLERİN SUNULMASI

            Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ön inceleme duruşması (m.140)  ön inceleme aşamasında özel bir öneme sahiptir. Bu aşamanın başarısı, esasen bu duruşmaya doğru bir şekilde hazırlanılması ve yapılması gereken işlemlerin mahkemece ve taraflarca  doğru bir şekilde yapılmasına bağlıdır[2].

HMK m 140/5 “ Ön inceleme duruşmasında , taraflara dilekçelerinde gösterdikleri , ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi halinde , o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir.” Bu hükmün sözüne (lafzına) bakıldığında , Mahkemenin ön inceleme duruşmasında , taraflara delil sunmaları için vereceği iki haftalık sürenin , tarafların dilekçelerinde gösterip de sunmadıkları belgeleri sunmaları( yahut başka yerden getirtilecek belgelerle ilgili açıklama yapmaları) olanağı için tanındığı anlaşılmaktadır. Nitekim hükmün gerekçesinde de ,” tarafların, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirtilecekse , bunu belirtmek zorunda oldukları ;tarafların ,bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa , tahkikat başlamadan önce , taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamalarının düşünüldüğü; taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa ,artık tahkikat mevcut delillerle yürütüleceği ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtiklerinin kabul edileceği ; yargılamanın uzaması sebeplerinin başında , tarafların ellerinde bulunan delilleri sunmamaları  ya da başka yerden getirilecekse gerekli açıklamaları yaparak masrafını vermeleri gerektiği ; zaman zaman tarafların bu konuda kötü niyetli olarak yargılamayı uzatıcı işlemler yaptıklarının da görüldüğü; beşinci fıkra ile bu sorun çözümlenmiş olacağı” belirtilerek, hükmün sözü(lafzı pekiştirilmektedir[3].

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/2-2445 E , 2015/1522 K sayılı kararında davalı vekilinin ön inceleme duruşmasına mazeret bildirmesi ve mahkemece bu mazeretin haklı görülerek kabul edilmesi göz önüne alındığında bu halde yeni bir ön inceleme duruşma günü tayin edilmesi gerektiği yönünde hüküm kurmuştur. ”…6100 sayılı HMK ön incelemenin kapsamı başlıklı 137.maddesinde “dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, 138.madde dikkate alınarak öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar vereceği, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebileceği, ön inceleme duruşmasında tarafların iddia ve savunmaları kapsamında uyuşmazlık konularını tam olarak belirleyebileceği, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik edeceği ve bu hususların tutanağa geçirileceği belirtilmiştir. Ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar ile sınırlı olmak üzere tanık dinleme, belge inceleme, bilirkişi görüşü alma, keşif yapma ve yemin teklif etme gibi işlemler yapılabilir, ancak tahkikata yönelik işlemler yapılamaz.

HMK 137.maddenin ikinci fıkrasında ise ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği düzenlenmiştir. Gereksiz duruşmalara ilişkin uygulamadaki eski alışkanlıkların devam etmesinin kesin olarak önüne geçilmesi amacıyla Kanun koyucu, ön inceleme aşaması tamamlanmadan ve bu aşamada alınması gereken kararlar alınmadan tahkikat aşamasına geçilmesini ve tahkikat için duruşma günü belirlenmesini kesin bir ifade ile (emredici nitelikteki bir düzenlemeyle) yasaklamıştır (H. Pekcanıtez/O. Atalay/M.Özekes, a.g.e., s.375-376).

Tüm bu hususlar dikkate alındığında, dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra öncelikle dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazların incelenmesi; bu konularda olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi, dosya üzerinden karar verilemeyen dava şartları ile ilk itirazlar hakkında karar verilmek ve diğer ön inceleme işlemlerini yapmak üzere tarafların öninceleme duruşmasına davet edilmesi, 6100 sayılı HMK 137 ve 140 maddelerine göre ön inceleme duruşmasında gerekli usul işlemleri yapıldıktan sonra, tahkikat duruşmasına geçilmesi gerekir.

Somut olayda; dava 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra 26.12.2011 tarihinde açılmıştır. Mahkemece 01.06.2012 tarihli tensip tutanağı ile ön incelemenin duruşmalı yapılmasına ve ön inceleme duruşmasının 12.07.2012 gününe bırakılmasına karar verilmiştir. Mahkemece ön inceleme günü olarak belirlenen 12.07.2012 tarihli oturuma davalı vekili mazeret bildirmiş, mahkemece davalı vekilinin mazereti kabul edilmiştir. Ön inceleme duruşması olarak belirlenen oturumda davacı vekilinin dava dilekçesi içeriğini ve talepleri tekrar eden beyanı ve imzası alınmış ve duruşma, ön inceleme aşamasının tamamlanıp tamamlanmadığı ve tahkikata geçilip geçilmediği belirtilmeksizin 18.10.2012 gününe bırakılmıştır.

Davalı vekilinin ön inceleme duruşmasına mazeret bildirmesi ve mahkemece bu mazeretin haklı görülerek kabul edilmesi göz önüne alındığında bu halde yeni bir ön inceleme duruşma günü tayin edilerek, ön incelemede yapılması gereken usul işlemlerinin (HMK.m.140) yapılması, tarafların anlaştıkları ve anlaşmadıkları hususların tek tek tespit edilmesi, ön inceleme sonuç tutanağı düzenlenip bu tutanağın taraflara imzalatılması ve ön inceleme aşamasında yapılması gereken işlemler yapıldıktan sonra tahkikata geçilmesi gerekirken ön inceleme duruşması usulüne uygun yapılmadan tahkikat aşamasına geçilerek davanın esası hakkında karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

O halde yukarıda açıklandığı üzere direnme kararının ön inceleme duruşmasının usulüne uygun olarak yapılmaması nedeniyle kararın, değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.”

 

TAHKİKAT AŞAMASINDA DELİLLERİN SUNULMASI

Ön inceleme aşamasında , tarafların anlaşıp anlaşamadıkları konuları belirleyen ve hangi vakıaların uyuşmazlık konusu olduğunu tespit eden ve bunu tutanağa geçiren mahkemenin, tahkikat aşamasında yapacağı faaliyet(iş), uyuşmazlık konusu olayları incelemek , bunlar hakkında tarafların gösterdiği delilleri , ileride vereceği hükme esas almak üzere ispat hukuku kurallarına göre değerlendirmektir[4].

Yukarıda görüldüğü üzere , davacı delillerini dava dilekçesinde(m119,1/f), davalı da delillerini cevap dilekçesinde (m.129,1/e) gösterir. Somutlaştırma yükü nedeniyle, taraflar delil göstermek ve ayrıca dayandıkları her bir delilin hangi vakıanın ispatı için gösterdiklerini de belirtmek zorundadırlar(m.194)[5].

Fakat HMK m.145 şöyle bir imkan tanımıştır: ” Taraflar , Kanun’da belirtilen süreden sonra delil gösteremezler . Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” Madde gerekçesinde şöyle denilmektedir: “           Uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğu bilinmektedir. Maddenin ilk fıkrasıyla , Kanun’da belirtilen sürelerden sonra , davada yeni delil sunulmasının yasak olduğu kural olarak benimsenmiştir. Fakat iki istisna kabul edilmiştir. Yeni delil sunulması talebi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya delilin süresinde sunulmaması ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanıyorsa , hakim gerekçesini de belirtmek şartıyla , yeni delil sunulmasına izin verebilir. Bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesi , hukuki dinlenme hakkının tabii bir sonucudur.”

TANIK DELİLİNİN BİLDİRİLMESİ

Tanık (şahit) uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir[6]. Davada üçüncü kişi olması şartıyla , yaşına, hukuki durumuna , taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın , kural olarak, davada herkes tanık olarak dinlenebilir.

Tanık gösteren taraf , dinleteceği tanıkların ad ve soyadı ile (tebligat) adreslerini içeren listeyi (bu listeyi içeren dilekçesini) mahkemeye verir ve her bir tanığı hangi vakıa hakkında dinleneceğini de dilekçesinde bildirir(m.274/birinci cümle).

Tanık listesi, dava dilekçesinde(m.119,1/f) veya cevap dilekçesinde (m.129,1/e) verilebileceği gibi daha sonra (m.145, hakimin verdiği süre içinde) ayrı bir liste halinde de verilebilir.

Yargıtay çeşitli kararlarında , verilen kısa kesin süre(mehil) içinde tanık listesi verilmemiş olsa dahi ,duruşmadan önce listenin verilmesi ve masraflarını yatırılarak tanıklara davetiye çıkarılması ve özellikle tanıkların duruşmaya gelmesi halinde tanık dinlenmesi gerektiği belirtmektedir[7].

İkinci (ek) tanık listesi verme kural olarak, yasaktır(m.240,2/cümle 2). Islah yoluyla da olsa ikinci tanık listesi verilemez. Bunun gerekçesi , bir yandan davanın sürüncemede bırakılmasının ve diğer yandan gösterilen tanıkların ifadelerinden “memnun olunmaması” sebebiyle yeni(yalancı) tanık bulunmasının önüne geçilmesidir. İkinci tanık listesi verilemeyeceği hükmü , kamu düzenindendir[8]. Tanık listesinde gösterilen tanıkların tamamının tanıklık yapmaktan kaçınmaları(247 vd) veya ölmeleri gibi zorunlu nedenlerle istisnai olarak ikinci tanık listesi verilebilir[9].

Tanıklar usulüne uygun olarak gönderilecek davetiye ile çağrılır(m.243,1/cümle 1). Tanık mahkemede dinlenebileceği gibi , keşif yerinde de dinlenebileceğinden , tanığın keşif yerine çağrılması da mümkündür. Tarafların gösterdikleri tanıklar , mahkemede hazır iseler , bunlar, kendilerine davetiye gönderilmesine gerek kalmadan dinlenirler(m.243,1/cümle 2). Keza, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hallerde, liste verilmemiş olsa dahi tarafın , o duruşmada hazır bulundurduğu tanıklarda dinlenir(m. 243,1/cümle 3)[10].

İKİNCİ TANIK LİSTESİ SAYILMAYAN HALLERE İLİŞKİN ÖRNEK YARGITAY KARARLARI

            Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2014/12832 E 2014/17296 K sayılı ve 25/12/2014 tarihli kararı; Ancak; davalı tarafın cevap dilekçesinde belirttiği delillerden, tanıkları B..O..’un tebligat aşamasında, D.. Ö..’in ise dinlenilmesine karar verildiği duruşma gününden önce ölmeleri üzerine davalı vekilince yeni tanık listesi sunma talebi mahkemece, 02.10.2012 tarihli oturumda “HMK gereği, ölen tanık yerine yeni tanık bildirme hakkı bulunmadığından” davalı talebi reddedilmiştir.

Gerek 1086 sayılı HUMK’un 274 maddesi ve gerekse 6100 sayılı HMK’nun 240. maddeleri gereği tanık dinletmek için ikinci bir listenin verilemeyeceği düzenlenmiş ise de, bu düzenleme olağan durumlar için düzenlenmiş ve yargılamayı uzatma girişimleri önlemeye yönelik bir düzenlemedir ve bu nedenle kamu düzeni ile ilgilidir.

Ancak ölüm olayı öngörülemeyen bir durum olup, tanıkların ölümü hali için yasada bir açıklama yoktur. Özel durum değerlendirilerek bu durumun belgelendirilmesi halinde ikinci tanık listesi verilebileceğinin kabulü gerekir. (8.H.D. – 09.05.2000 tarih, 2000/3243 E-3945 K; Baki Kuru 3. cilt syf. 2590)”

Yargıtay bu kararında açıkça gösterilen tanıkların dinlenmeden ölmesi üzerine yeni tanık isimlerinin bildirilmesinin ikinci tanık listesi sayılmayacağına değinmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2014/14212 E 2014/25777 K sayılı ve 15/12/2014 tarihli kararı; “Davalı-davacı (kadın) 13.5.2013 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesi ile iki tanık ismi bildirmiştir. Mahkemece dilekçelerin teatisi aşamasının tamamlanmasından sonra 22.10.2013 günü yapılan ön inceleme duruşmasında tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar tespit edilmiş ve taraflara iddialarının ispatı bakımından tanık da dahil tüm delillerini bildirmek üzere iki haftalık kesin süre vermiştir. Davalı-davacı (kadın) verilen süre içinde iki tanık ismi daha bildirmiş, mahkemece bu tanıklar “ikinci tanık listesi verilemeyeceği” gerekçesiyle dinlenilmemişlerdir.

Delil, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için gösterilir (HMK m. 187/1). Tahkikat, ön incelemede saptanan çekişmeli hususlar üzerinden yürütüleceğine (HMK m. 140/3) göre, bu tespit yapılmadan tarafların herhangi bir delile dayanmaları ve dayandıkları delilleri sunmaları beklenemez. Bu nedenle davalı-davacı (kadın)’ın, mahkemece uyuşmazlık konularının tespitinden sonra verilen süre içinde bildirdiği tanıkları, ikinci tanık listesi sayılamaz ve bu tanıkların Hukuk Muhakemeleri Kanununun 260-265. maddelerinde gösterilen usul çerçevesinde dinlenilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekir. Bu husus nazara alınmaksızın, hatalı gerekçe ile eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay bu kararında açıkça dava ve cevap dilekçesinde tanık bildirdikten sonra verilen kesin süre içerisinde yeni tanık bildirilmesinin ikinci tanık listesi sayılmayacağına değinmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2010/11672 E 2011/16946 K sayılı 25/10/2011 tarihli kararı; “Davalı-davacı kocanın 04.01.2010 tarihli dilekçeyle bildirmiş olduğu tanıklar davacı-davalı kadın tarafından açılan boşanma davası için bildirilmiş ve bu davaya yönelik olarak dinlenmiştir. Davalı-davacı koca tarafından açılan boşanma davası 11.03.2010 tarihinde davacı-davalı kadın tarafından açılan ilk dava dosyası ile birleştirilmiş; birleşen dava dosyası için taraflara delillerini sunmaları için 11.03.2010 tarihinde süre verilmesi üzerine davalı-davacı koca 29.03.2010 tarihli dilekçesiyle kendi açtığı boşanma davası için tanık bildirmiştir. Mahkemece ikinci tanık listesi verilemeyeceği gerekçesiyle tanıkların dinlenmesi talebi reddedilmiştir. Davalı-davacı kocanın kendi davasının ispatı için vermiş olduğu 29.03.2010 tarihli tanık listesi ikinci tanık listesi yasağına (1086 sayılı HUMK. md. 274, 6100 sayılı HMK. md.240) tabi değildir. Birleştirilmiş bile olsa, tarafların her dava için ayrı ayrı delil ve tanık listesi vermesine yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle, davalı-davacı kocanın kendi açtığı dava için gösterdiği tanıkları dinlenmeden karar verilmesi adil yargılanma hakkı (T.C.Anayasası md.36) kapsamındaki <hukuki dinlenilme hakkı>nın (HMK. md.27)  kısıtlanması sonucunu doğuran eksik incelemeyle verilmiş karar niteliğinde olup bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay bu kararında açıkça dava ve karşı dava birleştirilse bile ikisi için de ayrı tanık listesi verilebileceğine ve bu durumun ikinci tanık listesi bildirilmesi sayılmayacağına değinmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2014/21030 E 2015/6532 K sayılı 03/04/2015 tarihli kararı; “Davacı, ıslah yoluyla, dayandığı vakıaları değiştirebilir veya davaya yeni vakıaları dahil edebilir. Evvelce göstermiş olsa bile, davaya kattığı bu yeni vakılara ilişkin delil de gösterebilir. Bu halde, ikinci tanık listesi verilemeyeceğine ilişkin yasağa (HMK. m. 240/2) dayanılarak, gösterilen bu tanıkların dinlenmesinden kaçınılamaz. Davacı, 7.1.2013 günü verdiği ıslah dilekçesiyle, yeni vakılar ileri sürmüş ve bununla ilgili tanık da göstermiştir. Yapılan ıslah kanuna uygundur. O halde, davacının 7.1.2013 günü verdiği ıslah dilekçesinde gösterdiği tanıklar usulünce dinlenmeli ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar verilmelidir. Bu yön nazara alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”

Yargıtay bu kararında açıkça ıslahla öne sürülen yeni vakıalar için gösterilen tanıkların ikinci tanık listesi sayılamayacağına değinmiştir.

BASİT YARGILAMA USULÜNDE DELİL SUNULMASINDA YASAL SÜRE

HMK m.318 “ Taraflar dilekçeleri ile birlikte , tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır.” Bu hüküm basit yargılama usulünün amacına uygun olarak kısa sürede tüm delillerin toplanarak incelenmesi için kabul edilmiştir.

HMK m.318’de ye alan “zorunlu” ifadesi , delillerin gösterilmesinin emrediciliğini daha da pekiştirmektedir. Yukarıda m.119 ve 129 hükümleri bakımından belirtilen hususlar, kıyasen , burası için de geçerlidir[11].

KAYNAKÇA

[1]  Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.815

[2] Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.888

[3] Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.891

[4] Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.901

[5] Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.905

[6] Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.1190

[7] Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.1191

[8] Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.1195

[9] Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.1196

[10] Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.1200

[11] Prf. Dr. Ejder YILMAZ Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı , s.1398

AV.MESUT İSKENDEROĞLU

STJ.AV.HİLAL BALCI

Bu gönderiyi paylaş